Çalı Dergisi - Erdoğan Baysal
   
DERGİ
  Kapak
  BAŞ YAZI
  Bülent Sirkeci
  KÖŞE YAZARLARI
  Erdoğan Baysal
  Fahrettin Alişar
  Yusuf Dülger
  Dursun Özden
  Eşref Ural
  Meliha Kar
  İsmail Detseli
  Recai Şeyhoğlu
  Dündar Aydoğdu
  Ahmet Kuş
  ŞAİRLER
  İdris Yalçın
  Nükhet Hürmeriç
  Çiğdem Bal
  Emre Öztürk
  Feryal Önal
  Tuncay Akdağ
  Zeynep Çayır
  Hakan Sürsal
  Ahmet Uysal
  Gülizar Söğütçü
  Erkan Ezbiderli
  Mehmet Kuvvet
  Leyla Işık
  Reyhan Sur
  ÖYKÜCÜ
  Z.Oğuz
  Ayşe Korkmaz
  Hatice Oya Kuzgun
  Hediye Emiroğlu
  GEZİ YAZISI
  Dr. Muammer Ulutürk
  ANI
  SÖYLEŞİ
  Gülay Mermer
  ESER TANITIMI
  Zeki Oğuz'un Eserleri
  A.Korkmaz
  OBJEKTİFTEN
  Zeki Oğuz Fotoğrafları
  Ziyaretçi Defteri
  DOST SİTELER
  Türkçemiz
  Ar-hez Tanıtım

Duyuru Panosu
SİTEMİZDE YAYINLANMASI İSTEDİĞİNİZ ÜRÜNLERİNİZİ oguzzeki@hotmail.com ADRESİNE GÖNDEREBİLİRSİNİZ



BİR YAZAR BİR KİTAP

“değirmi çiziyorken hayat/eksensizleri boğar
arayışlar adımlanırken peyderpey
ya gafilleri damıtır zaman/ ya da askıda çürür yıllar!”

Evet; bu dizeler sevgili dostum Şair Meral Uludağ’a ait...Üstelik yaşam algılayışını kısaca özetleyivermiş bu dizeleriyle... Bir de “Sobeledim Hayatı” diye bu dizelerie çok yakışan o kitabına isim koymuş! Düşünüyorumda sevgili şiirseverler; aklıma söyleyecek bir şey getiremiyorum. Dimağım duruyor. Bir insan yaşamı bu kadar öz ve duru acaba başka nasıl anlatılabilir şiirler olmasa? Sevdalar, sevgiler öksüz kalmayıp nasıl dillenir? Nasıl coşkulanır yürekler özlemini çektiği o hasretini göremeyince? Romamcıyım ya; hep alınırdım “önce şiir vardı” sözüne. Doğrusu bu gün şiirin bu önceliğine saygı duyuyorum. Onu ve taşıdığı inceliği, özveriyi anlayınca bu saygım daha da artıyor...Ve hemen “taşı delen suyun gücü değil, zerreciklerin devamıdır” diyen Grek atasözünü anımsıyorum... Çünkü bu sözde de öze dönük aynen şiirdeki gibi bir incelik var... Önemli olan o inceliği yakalabilmekte. Şiir bu işte! Sevgiyi, acıyı, hasreti, eksiriği, övgüyü, yergiyi minicik sözcüklere sığdırmak; yeri geldiğinde çılgın uçsuz bucaksız çağlayanlara döndürmek, olmadı asude bir coşkuyla dinginleştirebilmek değilmi?
Sevgili Meral Uludağ, dediği gibi; “Hayatı Sobelemek”le durgunlaşıp, dinginleşememiş. Aksine düşündükçe büyümüş, büyüdükçe de özgün coşkusu çavlanları ummanları aşmış, yankıları uçsuz bucaksız coğrafyalara çarpıp geri dönerken bile hiçbir şey coşkusunu yitirmeyip yorulmamış; yine bir yaşam öyküsü fısıldamış insanların kulağına “... gelecekte /saklanmış armağan/bir yanı özgürlük/bir yanı esaret/bahtıma taht kuran/uyumuyor aklım/talan vakitler/seneler çekinik/bakire yarınlar! “ diye... Gördüğünüz gibi bir iç dökümünü, anımsatsa da değil bu fısıldayış... Teslim olma da değil... Aksine yaşamını egemenliği altına alan kör talihini, yenecek gücü, hıncının hala yaşadığının ifadesi... Ve yüreğini dağlayan, kendini yok sayan yargısız edimlerin hoyratlığına kendini değil, beynini talan ettirmiyor... Ondan yaşanmayıp imgeye vurulmuş bakire yarınlarını saklayıp, gizleyerek var olan gizemiyle geleceğin mutluluğuna emanet ediyor .
Bunu yaparken dukundurma ve eğretimeyi de olduça başarılı kılyor Uludağ “...şimdi imkansız yerlerdesin/toprağında toprağım/sensiz cehennemdeyim/beni de al yanına/toprak kokan koynuna!” diyen sözleriyle...
Meral Uludağ; her şair gibi sözcükler ile oynamayı oldukça seviyor. Özellikle kökenlerine ve birbirleri ile olan ilintilerine bakmaksızın farklı sözcükleri bir araya getirerek düşündeki dünyayı kurmaya çalışıyor daha çok. Hatta bunu yapmaya bayılıyor...İşte bir okuyucu olarak o dünyadaki hayalle gerçeği çok anlamlı bir şekilde yaşıyorsunuz. “...saatler akıp gider sessiz/gecedeyim dünkü bu vakit/tütün kokakan dudaklarda adın/yalnız kalabalığıma bir nefes bir ses” dizesi de bunun tipik bir örneği demeyi uygun görüyorum...
Bütün şairlerde önlenemeyen bir özgürlük, birbaşınalık tutkusu vardır.Duygularının atına bindiler mi, dizginlemeyi asla sevmezler. Ruh yapılarından kaynaklanan bir sestir bu... Yürek coşkularıdır... Özgürlüklerinin sesidir... Bakın onun aynen bu şiirindeki gibi “ denizdeyim/kalbinden içtiğim aşk/geldiğim mevsim gibi harlı/düşlerim/sevincim/ yüreğime serptiğim sular/gözyaşlarıma bandığım sabırçiçeği/yudumladığım sıcacık/çayıma kattığım umut/yağmur sonrası mis kokan bahar/oysa/kaç kez/gölgemle kavga ettim/gelecekken/ çiviledi/toprak/hava/su/ateş/ah o güneş yok mu/ ne çok seviyor gölgemi...”
Görüyorsunuz düşboyutu bir yılkının davranışlarını andırıyor tıpkı...Tırnakları ile bir kardelen çiçeğini çıkarırcasına çırpınıyor, deşiniyor söz düşlemi kurmak için...Bu da onun,imge boyutunun çok geliştiğini bu gelişmişliği daha çok okuyucunun duygu boyutuna taşıdı gözden kaçmıyor.
Meral Uludağ Abstre yani duygusallığı iyi gelişmiş bir şair… Bu yönünü çok iyi kullanan, üstelik her kesimdeki insanın anlayabileceği bir üslubu yakalamış bir kalem de diyebiliriz onun için... Onun ötesinde sözcük dizilerini sadece imgenin egemenliğine bırakmamış. Onu yeri geldiğinde büyük silahı olan duygusal vurgularıyla birlikte kullunmış… Tabii bu portreyi öne koyduğunuzda işin doğasına ayrı olan bir tutum ya da aykırılık görmeniz olası değil... Dolayısı ile okuduğunuz dizeler sizi sıkmadığı gibi okuduğunuzun arkasından gelen dizeyle biraz daha heyecanlanıp efsunlaşıyorsunuz.
Diyebilirim ki o, bu işte çok yeni olmasına karşın, avcı örneği vuracağı hedefi seçmede oldukça mahir… Bu ustalık sözcük dağarcığının zenginliğinden kaynaklanıyor demek sanırım sağlıklı bir yaklaşımdır. Çünkü İnsanların yüreğine girmeyi iyi beceriyor… Bakın bu sözümü ne güzel kanıtlıyor Meral Uludağ “uğurla şimdi senli yalnızlığıma/geceleri doğmayacak ay ışığıma/avuçlarıma soğuk ateşlerle düşen/son kar tanesine baka baka…”
Yazar Emine Sevinç Öksüzoğlu onun kitabını değerlendirirken “Sanat insanın özünün dışa vurumudur. Şiir ise bu özün merkezidir” demiş. Bende bu söze şu eklemeyi yapıyorum. Sanat aykırılıklara ve olumsuzluklara bir karşı duruştur ayni zamanda… Zaten bu karşıtlığınız olmasa duygu yoğunluğunu yakalayamazsınız. Düz bir çizginiz olur. Esnekliği ve estetiği olmayan çalışmanın sanat eseri sayılamayacağı gibi… Bu ölçüyü çok iyi yakalamış Meral Uludağ. Onun için konu yorumundaki perspektifi ve anlatım biçimi söylenmek istenilenin merkezine güzel oturmuş…
“Sobeledim Hayatı” kitabını oluşturan 84 şiiri okudum. Birbirinden ayrıcalıklı çok güzel şiirler gördüm. Bunların üzerinde tek tek durmak ya da anlamlandırmak bir yerde okuyanın şiir zevkini elinden almak gibi geliyor bana... Dileğim bu güzelliği okuyanın görmesi, ayırt etmesidir…
Sevgili Meral Uludağı kutluyor, yüreğinize ve elinize sağlık derken “sobeledim/zamansızlığın içinde zamanı/yalnızlığın içindeki yalnızlığı” dizeleri ile merhaba diyen yazarlar dünyasına hoş geldiniz diyorum. Umarım aradığı mutluluğu ve dinginliği bulur...

   
Bugün 52979 ziyaretçi (104867 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
WEBMASTER VE ADMİN: Bülent SİRKECİ 0539 236 72 91 b.sirkeci@hotmail.com